Türk Askerileşti, ya Kürt?

Türkler Nisan-Mayıs aralığını çok ustaca hazırlanmış bir psikolojik savaş gösterisi halinde örgütlemiş, hedefe zımnen İslamistleri koydukları halde Düşman ve kin dolu yüzlerini asıl hedefleri olan Kürtler'e çevirmiş bulunuyorlar. Bu mitingler kitlenin algıladığı hedeflerin ötesine taşmıştır ve arkasındaki, yani Askerbaşı tarafından, az bir ihtimalle de olsa Hükümetleri'nin de içinde yer aldığı oldukça karmaşık bir yolla asıl hedef yönelmiştir. Bu hedef Kürdistan Kurtuluş mücadele ve savaşıdır.

Türk siyasi hayatında birdenbire yaratılan gerginlik ve putçular ile sahte dinciler arasındaki mücadele Büyükanıt ekibinin ideolojik yapısı gereğidir. Çankaya Savaşı'ında AK PARTİ'nin şu anda yenilgiye uğratılması bu savaşın bittiği anlamına gelmez. Rövanşı var elbette. Türk iç savaşımı kıran kırana devam edecektir. İyi organize olmayan ve hala 1960-70'leri esas alan bir kafa yapısını muhafaza eden Kuzeyli en büyük partinin siyasi bir manevra yapma, Türkiye'deki hayali değil, gerçek güçleri iyi okuma şansları neredeyse kaybolmuştur. Kendilerini hala yarı kemalist Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan'ın devamı sayanlar Kürdistan gibi en zor şartlara sahip olan bir ülkenin İstiklal Mücadelesi"nin gerektirdiği esnek ve ilerletici bir politika izleme şartları yoktur.

AK PARTİ ve Askerbaşı'nın birleştiği bir tek nokta var; Kürtler'in, hem Güney'de ve hem de Kuzey'de "ezilmesi!" Bunun için Kürt Milleti'ni zehirleme, korkutma, "savaş halinde" bulunan iki Türk Tarafından birini seçmeye zorlayarak yurtseverlerimiz ile kitleyi biribirine güvensiz hale getirme, Kürtler'in Kendi kaderini tayin hakkını kazanması için vermesi lazım gelen savaşım ve savaşma arzularını kırma, kitleyi temsilcisiz bırakma gibi bir konseptin ışığında yaratılan senaryoyu uyguluyorlar. Bu senaryoda AK PARTİ'ye biçilen rol, eğer gerçekten bir rol biçilmişse, çok önemlidir. Kürtler'in, "Yumuşak huylu polis" rolunu oynayan, Erdoğan'nın partisine yöneliş sağlanmaya çalışılıyor. Van ve Erzurum mitingleri belki de bu senaryonun ilk adımlarıdır. Van'da topladıkları kitle elbette süreci iyi takip etmeyen kişiler için hayret vericidir. Ama orada çalışanların büyük hatalarına bakanlar son yedi yıldır yaşananları gayet iyi anlıyorlar.

Türk Tarafı, Ankara, İstanbul, Çanakkale, Manisa, İzmir ve Samsun mitingleri ile yerini açık bir şekilde belli etmiş, Askerbaşı'nın arkasında yer almıştır. Türkler, AK PARTİ başka kitleler toplasa da, kararlı bir şekilde Şeriatçılar'a ve Kürtlere karşı putçuların öncülüğüne tereddütsüz "evet" demişlerdir. Bundan kuşku duymuyorum. Askerbaşı, bir psikolojik savaş uzmanı olarak neyi, niçin, ne zaman yaptığını bilerek hareket ediyor. Bu konuda eski yazılarımda gözlem eksikliğinden dolayı aksi bir değerlendirme olmuşsa düzeltiyorum.

Türk Tarafı mitinglerde gerçekten, kendileri açısından olağanüstü sayılabilecek kitleler toplamışlardır. Kendi verdikleri rakkamları esas alırsak 4 milyon dinamik insan bu mitinglere katılmış, Asker'in gönüllü militanliğına bilerek ve isteyerek soyunmuşlardır.

Ama bir de aynanın ters yüzü var; Kürt Tarafı.. Acaba Kürt Milleti daha az nüfusa sahip olmasına, baskı altında inim inim inlemesine rağmen, ulusal hislerin ön plana çıktığı gösterilerde daha mı az kitle toplamıştır? Asla.. Bence Ulusal Direniş Bayramımız Newroz'a iştirak eden kitlelerin duruşu, kararlılığı Türk'ünkinden kat kat üstündür. Bütün yurt çapında, Sine'den Afrin'e, Xeniqîn'den Kars'a kadar olan coğrafya'da bir direniş bayramı olarak kutlanan Newroz'a katılım kesin bir şekilde bu dinamik dört milyon Türk'ü, hem sayı bakımından aşmış, hem de dinamizm açısından katlamıştır. Üstelik Türk Tarafı devletlerinin bütün kontra güçlerinin teşviki ile, koruma altında ve TV'lerde uygulanan büyük propaganda programlarının eşliğinde alanlara akarken, Kürtler tam aksine Türk Devleti'nin yasaklayıcı zihniyetine, yer yer saldırılarına ve Newroz alanlarında alçaktan uçurulan uçak ve helikopter terörüne rağmen meydanları doldurmuştur.

Kürt Milleti kendi kaderini tayin hakkı için her türlü fedakarlığa hazır olduğunu hakkıyla, hiç bir yoruma aksi meydan vermeyen açıklıkta göstermiştir. Yeter ki çağdaş, vizyon sahibi, 20. Yüzyıl'ın soğuk savaş günlerine çakılıp kalmayan bir çncülüğe sahip olsun. Şu anda Kürt Milleti, önü, öncülüğe soyunanlar tarafından tıkanan bir seli andırıyor. Bendini yıktığı anda, ki yıkacaktır, yapamayacağı şey yoktur. Bu süreci harcayanlar millet olarak bize çok pahallıya mal olmaya başladılar. Lütfen biraz da dünyanın vardığı noktayı görün. Artık 20. Yüzyıl'a geri dönüşün imkansız olduğunu anlayın. Büyük Ortadoğu projesine karşı olan bir zihniyetle Ortadoğu Halkları'nın bu projeyi boşa çıkaracağını iddia edenler, Ortadoğu Halkları'na öncülük edenlerin bir milenyum ötesi bir zihniyeti, canice metodlarla bölgeye hakim kılmaya çalıştıklarını görmüyorlar mı? İranlı Ayetullahlar, el Qaidalar, Hizbullahlar, el Sadrlar mı bizi ileri götürecek "direnişçiler" oluyor? İki günlük Kürt özgürlüğüne dahi tahammülü olmayanlar, onları sevenlere kutlu olsun, ama bizim o tarakta bezimiz yoktur. Son görüşme notları ve PKK Meclisi'nden 18 Mayıs açıklaması bizi bunların yanında daha başka konularda da hayal kırıklığına uğratmıştır. Biz bu zihniyetten sıyrılın dedikçe onlar daha da batıyorlar.

Silahlı mücadele vermiş olanların fetişleştirilmesini, bu tür beyanları okudukça daha fazla red eder duruma geliyoruz. Silah kullananlara komuta edenler milletin boynuna yular geçirerek istedikleri yöne çevirme hakkına sahip olmamalıdırlar. Lütfen zamanın çok az kaldığını unutmayın. (devam edecek)

2007-05-21

Sirac (Bilgin) Kekuyon

2007-05-21




Gorusunuz