Türk, saldırgan usluptan medet umuyor, yanılıyor

Türk Devleti son günlerde veya aylarda gittikçe tırmandırılan bir "sözel terör" estirmekte, Ortadoğu'daki mahalli süper güç olma durumunu bilhassa ABD'ye hisettirmeye çalışmaktadır. Artık ne AB süreci ne de demokratikleşme Türkler'in ajandasındasında yoktur. En fazla Batı demokrasisi yanlısı olan zenginler kulübü TÜSİAD bile eski görüşlerinden çark etmiş, Kürt Sorunu'nu "okullarda seçme dil seviyesine kadar indirmiştir.

Saldırgan Türk Devleti şu satırların yazıldığı sıralarda meclislerinde kapalı bir oturum düzenlemek için hazırlanıyor. Bu oturumda bilinen şeylerin tekrarından başka bir şeylerin konuşulmayacağı malumdur. Mebuslar Kerkük konusunda, PKK konusunda, ABD ile ilişkiler konusunda bilinenlerin tekrarını dinleyecekler. Ama Xrant Dink cinayeti'nin gölgesinde. Öte yandan Askerler, Kürt Sorunu'nun çözümü için geliştirilen her türlü barışçı çözümün önünü kapatmak için Kürt Gerillası'na karşı saldırı üstüne saldırı düzenliyor, gerginliği tırmandırıyorlar.

Türk Devleti ve onun çizgisinde yürüyen halk, 1920'ler'in havasına girmiş durumdadırlar. Bu Barbar Devlet ve yönettiği Türk Halkı'nın önemli bir kısmı bütün dikkatleri ile Kürdistan'ın tarih sahnesine çıkışını engellemek için uğraşmakta, bunun için fikir üretmekte ve çizdikleri yol haritasından en küçük bir sapmanın üstüne topyekun gitmektedirler. "Her şey Kürd'ü durdurmak için" ibaresi gizli bir slogandır bunlarda. Bir bütün halinde bütçeleri, diplomat orduları, propaganda makinaları, Batılı bazı rüşvetçi basın mensuplarını ve basın organları bu uğurda harekete geçirilmiştir. Washington yönetimi üstünde, demokrat parti odaklarının da katkısı ile baskı kurulmuş, iki başkent arasında git-geller arttırılmıştır.

Bu durumda ABD'nin Mahmur Kampı'na düzenlediği baskın, şekli ne olursa olsun Türk'ü memnun etmeye yönelik iken, bu git-gellerin hepten sonuçsuz kaldığı söylenemez. ABD, Türkler'e karşı eskiden de olsa bağımsızlık mücadelesi veren PKK'yi "terörist" olarak ilan etmiş ve bu uğurda Türk Devleti'ne Andullah Öcalan'ı paketleyerek vermişken, Türk basın yayın organları, resmi TRT dahil, Irak'ta karışıklık yaratan kaatiller sürüsünü "direnişçi" olarak nitelemekte hiç bir engel görmemektedir. Hatta daha ileri bir adım atarak, gerek Sün'i Arapları ve gerekse Araplar dahil, Kerkük'ün asıl sahiplerine iadesini istemeyen her grubu davet ederek konferanslar düzenlemekte, ABD'ye karşı hasmane bir tavır takınarak çıkmaktadır.

Bu aşamada Türkler;

-Şubat ayında ABD'yi ziyaret edecek olan hükümet yetkilileri'nin bu arada Askerbaşı Büyükanıt'ın Kerkük Olayı'na çok ciddi bir şekilde baktığını ve hayati bir sorun olarak gördüklerini/gördüğünü,

-Başkan Bush Yönetimi'nin Washington'da bir "gücünün kalmadığını", bundan dolayı "Irak Batağı" dedikleri savaştan kurtulmak için Türk Devleti'ne muhtaç olduğunu "bildiklerini",

-Kürtler'in devletleşmesi gibi bir tehlikeyi bertaraf etmek için her çareye başvuracaklarını,

-Eğer Başkan Bush Türk Tezlerini kabul ederse, Türk Devleti'nin, bölgesel süper güç olarak, Ortadoğu'da ABD'ye Kürtler'den daha fazla yardımcı olabileceklerini,

Bir yandan kendi kamuoylarına öte yandan da ABD'ye bildirmeye hazırlanıyorlar.. Türk Özel Harp Dairesi ise (veya yenı adı her ne halt ise) savaşa girilmiş gibi bir hava yaymaya, Türkler'i teyakkuz halinde tutmaya büyük bir özen gösteriyor.

Xrant Dink'in karanlık eller tarafından katli, süreci biraz aleyhlerine çevirdi . Fakat Verhaugen gibi bir politikacının yatıştırıcı konuşması içlerine biraz su serpti ise de yıkılan "imaj"larını onarmaya yetmedi. Olayın yeniden canlandırdığı "Barbar Türk" söylem ve düşüncesinin yayılması engellenemedi. Türkler büyük bir panik halinde imaj tamiri için basın yayın organları ile, "uzman" saptırıcı yorumcuları ile Xrant için değil, Türkiye için ağlaşıp durdular. Yetmedi, Cumhurbaşkanları, Başbakanları, Askerbaşı Büyükanıtları ile üst üste kınama mesajları yayınladılar. Herkes harekete geçerek 32 saat içinde tetikçiyi yakaladı. Şimdi yüzlerini dünya kamuoyuna dönerek başarılarının ödüllendirilmesine bekler oldular. Ama aldıkları yara ciddiyetini uzun süre koruyacağa benzer..

Türkler'in bu hareketlenmeleri "seçim yatırımı" olarak yorumlanmamalı. Bu açıdan Başkan Barzani'nin sözlerine katılamayacağımızı bildirmek zorundayız. Türk Devleti, Kürd'ün tarih sahnesine çıkmak için her şeye başvuracak kadar gözü kara olabiliyor. Ancak son günlerde zamanlama konusunda bazı tereddütleri doğmuştur. ABD ile çatışıp güç kaybedecek bir konuma gelmekten ve muhtemelen herşeyi kaybetmektense, kendilerine Osmanlı Oyunları'na başvuracak bir zamanı tanıma eğilimi sezilmiyor değil.

Her şeye karşın Kürd Önderliği bu barbarlarla erken bir savaş ihtimaline karşı tüm hatları ile uyanık ve hazırlıklı olmalıdır. Kürt Önderliği yakaladığı ittifak gerçekliğinin ruhuna uygun hareket etmeli, ABD ve İngiltere ile dostluğunu "iyi günde ve kötü günde" söylemine uygun olarak derinleştirmeli, Irak'taki iç düşmanı BİR ORTAK GİBİ HAREKET EDEREK YOKETME FİİLİNE İSTEKLE KATILMALIDIR. Düşman ortaktır ve Kürtler'in tarih sahnesine çıkma sürecini tersine çevirmeye çalışan antidemokratik güçlerdir. Bundan dolayı başta Bağdad'a müdahale olmak üzere, ABD'nin İran sınırında Ortadoğu'nun en büyük askeri üssünü kurma ihtiyacına destek olunmalıdır. Bilinmelidir ki her şey geçici olabilir, ama yeni bir İncirlik üssü hep orada kalacaktır...

Her devletin müttefik aradığı bir dönemde Kürtler yakaladıkları bu büyük ittifakı zayıflatacak hiç bir paranoyaya müsaade etmemelidirler. Bu yaşamsal ittifak kısa süreli ekonomik ilişkilerin cilasına kapılarak zayıflatılmamalıdır.

Kürt Milleti tarihinin en büyük birliğini yakadığı, özgüveninin tepe yaptığı, barbarlarla tek başına da kalsa sonuna kadar savaşabileceği bir motivasyona erdiği bu süreçte elbette Türkler'in psikolojik savaş taktiklerine milim değer vermeyeceklerdir. Kürt Milleti sonuna kadar barışçıdır. Ama bu barışçı duruş asla yanlış anlaşılmasın..

2007-01-22

Sirac Bilgin

2007-01-13




Gorusunuz