Ulusal Bilinç ve gücü

Düşmanlarımız çeşitli toplantılarla aralarındaki ittifakı güçlendiriyor, Kürtler'in nefes alışlarını bile kontrol etmeye çalışıyorlar. Bu süreçte Kemalistler, her zaman olduğu gibi öncülük yapıyorlar. Neredeyse bütün hatlarıyla sürece yükleniyor, ABD'nin bölgedeki varlığıyla esen değişim rüzgarını kırmak, Kürtler'in bir avuç özgürlüğü yakalamak için giriştikleri çabaları akamete uğratmak için manevra üzerine manevra yapıyorlar. Dikkat ediniz, bugünlerde Türkiye'de sadece "ne kadar milliyetçi olalım" tartışması var. Yoksa hak hukuk hak getire. Zaten devletlerden hak dilenmenin abesle iştigal olduğunu herkes bilir. Türk Solu'nun neredeyse tümü, Türk ırkçı sağı, Türk antidemokratik islamistleri, Ecevit gibi hilkat garibeleri tümüyle savaş naraları atarak ortalıkta dolaşıyor, ortamı daha da bulandırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Türk Başbakanı Şam'da "Kürt Dostu" Es'at Ailesi ile canciğer sarması oldu. İran Dışişleri Bakanı da Şam'da. Yarın Ankar'ya uçuyor. Dolap üstüne dolap çevirmek bunların sanatı. ÖYLE BİR SÜREÇTEYİZ Kİ, BU SÜRECİN SONUNDA YA HAKKIYLA TARİH SAHNESİNE ÇIKACAĞIZ, YA DA KAÖYLE BİR SÜREÇTEYİZ Kİ, BU SÜRECİN SONUNDA YA HAKKIYLA TARİH SAHNESİNE ÇIKACAĞIZ, YA DA KABOLUP GİDECEĞİZ. Hem de kırk milyonluk bir utanç abidesi oluşturarak.
Düşmanlarımızın savaş teknolojisi, araç ve gereçleri neredeyse çağdaş. Haberleşme kaynakları devasa. Çok büyük bir devlet birikimleri var. Yetişmiş eleman sayıları bizim seviyemize bakılırsa çağlar ötesi.. Sanayileşme, dış bağlantılar veya itibarları bize nazaran mükemmel. Stratejik konumları olağanüstü. Her tarafımız düşmanla çevrili. Düşman geri bir toğlum olarak kalmamız için elinden geleni yapmış. Asimilasyon çarkını en zalim metodlarla işletmiş, insanlarımızın önemli bir bölümünü soylarına düşman hale getirmiş bulunuyorlar. Coğrafi yer adları değiştirilmiş, ülkemizi bambaşka bir "bölgeler manzumesi" haline getirmişlerdir. Adımız yok! Dilimiz Yok! Tarihimiz yok! Kişiliğimiz yok! Bu durumda ya kaderimize küsüp herşeyi kabullenmeli, ağanın verdiği ile yetinmeliyiz, ya da ölümüne bir yürüyüş tutturmalıyız. Ben burada Humeyni'nin bir sözünü hatırlatmak isterim: "Sarayda tok, rahatı yerinde tasmalı bir köpek olacağıma, dağda, yarı aç, ama özgür bir Kurt olmayı tercih ederim"..
İşte mesele burada. Peşmerge ve gerilla özgür kurt olmayı tercih etti, vurdu, vuruldu. Onların kahramca vuruşması sayesinde belli bazı kazanımlarla bir seviye kazanılmıştır. Sorun bu seviyenin korunmasına gelince devreye maalesef, emek hırsızları ve çıkar savaşçıları girmiş, bilhassa Kuzey'de, kazanımların yitirilmesi, bilincin bastırılması veya saptırılması, örgütlülüğün dağıtılması için tam aksi yönde uğursuz bir mücadele başlatılmıştır. Türk televizyonları hergün bu psikolojik savaşın birer parçası olarak hareket ediyor, beyinleri teslim almaya çalışıyorlar. Diziler, siyasi programlar, filmler, magazin programları her gün, her saat, ucundan ucundan beynimizdeki bir şeyleri kırpıyorlar. Halkımız şaşkın. Halkımız bilincini muhafaza etmeye çalışıyor, ama saldırı büyük. Dayanacaklar, ama öncüsüz ne zamana kadar?
İşte burada ulusal bilinçin kendisinin ve taşıyıcılarının önemi ortaya çıkar. Ulusal bilinç, belli bazı koşulların eşliğinde, yani kısaca örgütlü bir gücün eşliğinde beyindeki gerekli merkeze iyice yerleştirildikten sonra, onu kırmak, yok etmek imkansız hale gelir. Bilinç, aslında insanları zafere götüren uyanık bakıştır. Bilinç, kimliği korur. Bilinç, Mazlumun karşı koymak zorunda kaldığı ve kalacağı teknolojik alanda ilerlemiş düşmanlarla başa çıkmanın yollarını da gösterir.
Bilinç, bu kadar muazzam bir saldırı karşısında mazlum Kürt İnsanı'nın en büyük silahıdır. Peki bilincin kriterleri nelerdir? Biraz da bunu açalım..
Bana göre bilincin birinci kriteri ulusal kişilik sahibi olmaktır. Ulusal kişiliğini kaybetmiş olan bir Kürt'ün Kürt Sorunu'nun çözümüne soyunması, bir yabancının "merhamet" göstererek zulme uğrayan bir halkın (milletin değil), bir "etnik grubun" zulümden kurtulması için onun sorunlarına eğilmesi ile aynı tandansta olur. Böylesi insanlar bazan karın doyurmanın en iyi çözüm olduğunu, bazan ulusal devletin lüzumsuzluğunu, bazan komşularının karşılıksız kardeşliğini önerir, asıl meseleyi saptırırlar. Bunlar bazan en önde bile yer alabilirler. İşte o zaman felaket kapımızı çalmış demektir. Tıpkı Kuzey'de olduğu gibi..
Bu konuda düşman ideolojinin mimar ve yürütücüsü Mustafa Kemal'in ilkeleri çerçevesindeki şu alıntı çok yol göstericidir ve gerçekten önemlidir:
"Atatürk'ün, tarihsel gerçeklerden kaynaklanan şu sözleri o dönemi (Osmanlı'nın yıkılış dönemini-NB) yansıtır. 'Özellikle bizim ulusumuz, ulusal anlayışa sırt çevirmenin çok acı cezalarını gördü. Osmanlı İmparatorluğu içindeki çeşitli topluluklar, hep ulusal ilkelere sarılarak, ulusçu ilkenin gücüne dayanarak kendilerini kurtardılar. Biz ne olduğumuzu sopa ile içlerinden kovulunca anladık. Gücümüzü yitirdiğimiz anda, bizi aşağıladılar, küçük gördüler. Anladık ki, suçumuz kendimizi unutmamızmış.'
Atatürk'ün Milliyetçilik ilkesi ulusal kişilik ve benlik duygusunun ifadesidir. Bir ulusun diğer uluslara bakarak, doğal ve kazanılmış özel karakterlere sahip olması, diğer uluslardan farklı bir varlık meydana getirmesi, genellikle onlardan ayrı olarak onlara paralel gelişmeye çalışması anlayışına milliyetçilik ilkesi denir." (Atatürk İlkeleri adlı siteden)
Bilincin ikinci kriteri; kendi tarihini bir ibadet gibi araştırıp ortaya çıkardıktan sonra o tarihe bağlı kalmak, o tarihi hiç bir küçük çıkar uğruna feda etmemektir. Kürt Tarihi'nin çarpıtılmasının tarihi şahsiyetlerin küçümsenmesinin, düşmanın aynı tarih kesiti içindeki zulmunun benimsetilmeye çalışılmasının ulusal bilinç ile uzaktan ve yakından bir ilgisi yoktur. Tarih bilinci olmayanın tarih sahnesine çıkma fırsatı olamaz. Bunu bütün araştırmacılar söyler. Türk Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Prof Birinci şöyle der:
"Milletlerin önemli kuvvet kaynaklarından biri de tarihleridir. Tarih, milletin ortak karakter ve değerlerini gösterir. Toplumlar, millet olarak varlıklarını devam ettirebilmek için tarihlerine dayanmak zorundadırlar.
Tarih, millette kök duygusunu uyandırır. Bu duygu, birey veya toplumda bir millete mensubiyet bilincini canlı tutar ve onu derinleştirir."
Yakın tarih bilinci ile Kürt tarihini yaratanlara saygı paralel yürümeli. Bunun göstergesi ise yaşayan gazilere saygıdır. Oysa Kürdistan'da geniş bir gaziler ordusu oluşmuş, bunların büyük bir kısmı şurda burda kendi gayretleri ile ve maalesef hiç bir ilgi görmeden ayakta durmaya çalışıyorlar. Türk Kesimi için General Özkök aynı konuyu tarih bilincine bağlayarak şöyle konuşur: "Türk toplumunun geçmişle bağının zayıflamış ve yavaş yavaş tarih bilincini kaybetmiştir. Oysa toplumu için kendisini feda eden gazilerin, toplum bilincini oluşturan değerlerin merkezinde yer alması gerekir"...
Bu örnekler arttırılabilir. Kısacası tarih bilinci, ulusal bilincin merkezinde oturur.
Ulusal bilincin üçüncü kriteri kültür bilincidir. Dilinden haz duymak, yazılı ve sözel edebiyatını sevmek ve korumak, mitolojisini talandan kurtararak kıskançlıkla sahip çıkmak, her türlü yabancı kültür saldırısının yıkıcı ve kalıcı tahribatlarına karşı koymak hayati önem taşır. Bu ulus olarak ayakta kalmanın anahtarlarından en önemlisidir. Hele şu globalizme gidişin büyük hız kazandığı, kitle iletişim araçlarının ulusal kültür bilincini kemirdiği bu süreçte kültür bilinci çok daha büyük dikkat ister. Bu konu gelişmiş, devlet kurmuş uluslar için de söz konusu. Aşağı alıntı bu bakımdan önemli:
"Danimarka Kültür Kültür Bakani Brian Mikkelsen'in yaptığı bir planla Danimarka kültürü ve ulusallık bilincini müzeler, tiyatrolar ve okullar aracılığıyla halka aşılanmaya çalışılacak.
Kültür Bakani Brian Mikkelsen bu planıyla, yeni bir kültür mücadelesi başlatmış oluyor. Son yıllarda Danimarka'da ve genelde Avrupa'da yasanan globallesme ve göçler ışığında, Başbakan Anders Fogh Rasmussen de, ulusal kimliğin ve toplum değerlerinin korunması amacyla Kültür Bakani Brian Mikkelsen de çeşitli demeçler vermekte"
Bu kriterlere daha başkaları da eklenebilir.
Buna bakarak bizim durumumuzu ve bu konudaki ihtiyaçlarımızı siz düşünün.. Buna göre;
Sağlam yurtsever-milliyetçi, direngen, ulusal bilinci gerçekten hazmetmiş, zorluklar karşısında kıvırtmayan, can korkusuyla milletini satmayan bir önderlik hayatidir. Bu önderlik bütün gücüyle ulusalbilinç taşıyıcısı ve koruyucusu olacaktır. Böylesi bir önderlik altında "ulusal iman" dediğim büyük zırh edinilir. Bu zırh bize her türlü saldırıdan konmamız için lazım olan manevi gücü verir. Büyük bir direnişler, fedakarlıklar tarihine, büyük bir sözel kültür ve davranışlar kültürü geleneğine, yerleşmiş bir yurt sevgisine sahip Kürt Ulusu bu zırh sayesinde çok işler başaracaktır.
Böylece düşmanını, celladını sevmek yerine ondan nefret edecek, her türlü psikolojik saldırıyı püskürtecektir.

2004-12-25




Gorusunuz