SHP-DEHAP İttifakı'nda çözüm mü var?

Bazıları bu yazının vakitsiz olduğunu düşünebilirler. Bazıları seçim öncesi tahlillere gerek olmadığını, başarısızlığa çanak tutacak tahlillerin kitleler tarafından yanlış algılanabileceğine inanabilirler. Hatta bunun Kuzey'deki muhtemel bir başarıya karşı "ihanet" olabileceğini veya öyle yorumlanabileceğini yüksek sesle dillendirebilirler. Bütün bunları ve dahasını düşündüm. Ama şu sonuca vardım: Ben, artık bu yönetimiyle, bu yönlendirilme eğilimi ile DEHAP'ın istenen yolu ve ulusal yürüyüşü tutturmaktan çok uzak olduğunu bütün çıplaklığı ile gördüm. Yunus sabrı bile olsa bir sınırı olur. Bu ittifak %40-50 oy alsa dahi, kendimi, bunun Kürtler lehine bir puan olacağına hiç bir şekilde inandıramadım. Denebilir ki bu seçimde Kürtler, SHP çatısı altında da olsa Kürdistan'daki belediyeleri alabilecekler. Doğrudur. Ama kimin adına? SHP'nin. Zaten DEHAP bayrağı altında tek başlarına gireselerdi misliyle başarı elde ederlerdi. Kendileri olurlardı. Şu anda 1980 öncesi klasik Türkler arası mücadeleye geri çekilmiş bulunuyoruz. Hiç başka izahı yoktur bunun.. Bu işte emeği geçen Türkler büyük bir başarı kazanmış bulunuyorlar. Kürt Sorunu artık dibe vurmuş gibi.

DEHAP'ın SHP ile gerçekleştirdiği ittifakı'nın Kürt Sorunu ile ilgili bölümüne baktım. Umutla satır aralarına gizlenmiş harhangi bir teskin edici perspektif aradım. Ama boşuna. Tam bir şekilde Kürt Ulusu'nu uyutmaya yönelik bir laf yığını. Dahası hiç bir şey söylememek için ustaca seçilmiş boş laflarla süslenmiş bir metin.. Her şey tam da Karayalçın'ın istediği gibi. Bu işin üçüncü dereceden mimarı olan Bakırhan'a bakılırsa " Bu işbirliğinin sonuca ulaşması, sadece yerel yönetimlerde alınacak sonuçlar değil, 80 yıldır özlediğimiz bir ihtiyaca da cevap verecektir." Ne vizyonmuş bu ey tabiat üstü güçlerin tümü! Demek ki 80 yıldır özlenen ey bu. Nedir "özlediğimiz bir ihtiyaca da cevap verecek" ey? Kürt Sorunu'nda nasıl bir çözüm yolu tutturulacak? Şöyle; ".... tüm yurttaşlarımız, dillerini, kimliklerini, kültürlerini özgürce geliştirme hakkına sahip olmalıdırlar ve her düzeyde ülke yönetimine katılabilmelidirler".. Peki bu çözümle AKP'nin şu andaki uygulamaları arasındaki fark ne? Eğer ittifakçılar olarak fırsat bulup biraz daha ileri giderlerse, TV'de çocuklara yönelik programlar da gösterirler, hepsi bu..

 Gördüğünüz gibi bu program, KADEK yöneticilerinin MEDYA-TV'de katıldıkları programlarda çok kere dile getirilen ve benim Kürtler'in asgari programı veya Kürt Sorunu'nun çözümüne giden yol olarak gördüğüm o dil ve kültürle ilgili programın çok ama çok gerisindeki bir programdır. Sanki MGK'nin son tavizi görünümünde. Yazık. Bunca mücadeleden sonra; Karasu'nun TV'deki konuşmasında "tek doğru yol" olarak nitelediği "dağ gibi bir ittifak"ın "doğurduğu fare" bu kadar küçük olmamalıydı.. Nereden nereye.

Peki hani daha henüz bir yılı bile geride bırakmayan o büyük sayılan belirlemeler? Nerede anayasal güvence altında devletin okullarında, tüm temel öğrenim boyunca yapılacak olan Kürtçe eğitim talebi? Nerede anayasal güvence altına alınmış kültür özerkliği talebi? Nerede tam yayın serbestisi talebi? Tüm bu taleplerde radikal bir gerileme yaşandı. Kum üstünde yazılmış bir yazı gibi. Herşey talimatla gerçekleşen bir ittifaka kurban edildi. Şimdiki ittifakı gerçekleştirenler, aynı ahıslar olsalar da, kendilerini o sıcak mücadele günlerindeki ruhun yaratıcıları sayamazlar. Bu ittifak o ruhu yok ediyor, bu anlaşılsın. İttifakı gerçekleştirenlere hitap etmekten elbette vaz geçtik. Ben doğrudan doğruya halka söylüyorum bunları..

Herkesin milliyetçilik yaptığı bir dünyada en haklı, en savunmaya yönelik, en demokratik milliyetçilik yapan Kürtlker'e, içimizden olduklarını söyleyen birileri bu savunma silahını yasaklamaya çalışıyorlar, hem de ilerici bir ukalalık perdesi altında. Neden sadece biz; Kürt'ün iyi geçmişi ile, ileri kültürü ile, mitolojisi ile, mücadele tarihi ile, hasletleri ile, güzel insanları ile iftihar etmekten alakonuyoruz? Türk kızmasın diye mi? Kızarsa daha fazla ne yapar? Bizi daha fazla mı ezer? Ezilecek kemik mi kaldı bizde? Haklarımızı mı vermez? Şu anda dünyanın en vahşi milliyetçiliğini yapanlar Türk Devleti'ni yönlendirenler değil mi? TV'lerine, üniversitelerine, siyasi partilerine, okullarına, camilerine bakın.. Ne görürsünüz? Ağzı salyalı bir kaatiller sürüsünden başka ne görünür ki? Sen vazgeçtin de o milliyetçiliğini hafifletti mi? Başbakanları daha dün Kore'deydi. Niçin? Çünkü Kore Irak'a asker gönderecek. Bu askerler Kerkük'e yerleştirilecek.. İşte bu resmi ziyaretin amacı Koreliler'i Kürtler'in aleyhine kullanmak için değil mi? Hüsnü Mübarek denilen Mısır Devletbaşkanı Türkiye'de ne arıyor? Elbette Kürtler'i ezme operasyonunun merkezine desteğini sunmak için. Sen kalkmışsın hala "milliyetçilik en büyük düşman" diyorsun. Saf mısın, amaçlımısın belli değil..

Şu anda Ortadoğu'daki gerici statükocu rejimler tarafından kuşatılmış durumdayız. Bu bir savaştır. Senin milliyetçi değilim demen hiç ama hiç bir işe yaramaz. Onlar senin ideolojik duruşuna değil, bu duruşa bağlı olmadan VARLIĞINA KASTETMİŞ DURUMDADIRLAR. Güney'de en ufak bir kazanımını dahi savaş sebebi sayan bir leş kargaları sürüsü arasındasın. Savaşta aman diledin mi kaybettin demektir. Evet, Türk Devleti'nin öncülük ettiği bölge gericiliği bütün gücüyle Güney'i boşa çıkarmaya çalışıyor. Neden? Neden bütün güçleri ile Güney'e yüklenmiş bulunuyorlar? Yeniden, yeniden anlamaya çalışın. Anlıyoruz demeden!

Böylesine bir zaman kesitinde Kürt; kişiliğini, ulusal kişiliğini zedeleyici hiç bir tavra prim veremez. Bu düşman tarafından zayıflık olarak algılanır. Kürt halkı bunu biliyor, en aşağısından seziyor. Bundan dolayı Kuzey'de büyük bir tedirginlik yaşanıyor. BİR SAVUNMA REFLEKSİDİR BU TEDİRGİNLİK. Doğru okumayan elemine olur, biline!




Gorusunuz